Türkiye'de bir boşluk vardı: bir yanda akademinin uzak ve soğuk dili, öbür yanda pop psikolojinin "10 işaret" sığlığı. Ortada bir ses yoktu. Geniş erişime sahip ama derinliğini kaybetmeyen, psikolog zekâsıyla konuşan ama klinik duvarın arkasında kalmayan bir ses.
Psikologhane bu boşluğa konuşuyor. Bir Yeşilçam sahnesinin psikolojik yükünü, annemizin "kafana koyma" sözünün altında yatan bastırmayı, "içlenmek" gibi Türkçenin adını koyduğu ama sözlükten çıkarmadığı duyguları açıyoruz. Klinik bilgiyi gündelik hayata indiriyoruz · gündelik hayatı da klinik gözle okuyoruz.
Ne klinik, ne clickbait.
Klinik değiliz çünkü burası bir tedavi yeri değil · bir düşünme yeri. Clickbait değiliz çünkü 10 maddelik listelerin altında insan yatmaz. İki yanlış uçtan da uzak, editoryal bir orta yerde duruyoruz. Bir yazı bize heyecan versin, ama doğrusuyla; bir kavram sadeleşsin, ama sığlaşmadan.
Türkçe düşünen psikoloji.
Psikolojinin kitapları İngilizce yazılmış olabilir · ama bizim yaşantılarımız Türkçe. Bir "bağlanma" dedikleri şeyin bizdeki karşılığı belki "sahiplenmek"tir. Bir "boundary" dedikleri şeyin bizdeki anlamı belki "arayı bozmamak"tır. Biz bu tercüme boşluğunda çalışıyoruz - kavramları Türkçe yaşantının içinde sınıyoruz.
Psikologlarımız önde.
Her yazının arkasında bir isim var. Bir kurum değil. Bir marka değil. Bir kalem. Psikologhane'de yazı yazmak, kendi sesini kaybetmek değil - tam tersine, kendi sesini daha çok duyulur hâle getirmek demek. Yazarlarımızı markanın önünde tutuyoruz.