Çift terapisi ikili dinamiklerin anlaşılmasına, insanların birbirine dair beklenti ve ihtiyaçlarının bulunduğu, yaşanılan problemlerin ele alınış şekillerinin doğruluğu ve yanlışlığı, nasıl daha iyi bir dinamik, daha sağlıklı bir ilişki kurma gibi birçok yapıyı ele alıyor.

Çoğu zaman benim gördüğüm, insanlar ikili ilişkilerinde yaşadığı sorunun onda ne gibi bir duygu yarattığından ziyade -meli/malı gibi düşünce öbeklerine göre karar veriyor ve kendini açıklıyor. "Bunun olmasını istiyorum." ya da "Bunu yapmanı istemiyorum." gibi. Duyguların yaşanmasına izin veren bir toplum olmadığımız için tepkilerimizi ve kararlarımızı, bir ilişkide nasıl davranmamız gerekiyor inancı ile yola çıkıyoruz. Duyguların saklandığı ve örtüldüğü bir toplumda eğer ki bilişsel kapasitemizi geliştirmeye uğraşmadıysak çoğu zaman görünen bir çorap kavgası oluyor. Ya da itaat - emir kavgaları.

Benim gördüğüm, insanlar romantik ilişkilerde tam anlamıyla bir güvene geçmeden açık konuşmak yerine dolaylı yoldan düşüncelerini paylaşıyorlar, duygularını değil. Bunun önündeki engel en çok reddedilme ve suçlanma olabilir.

Duygunun yanlışı ve doğrusu yoktur. Hissedilen üzerine çalışılabilir. Fakat roller hassas roller olunca normalde konu olmayacak ya da tetiklenme yaratmayacak durumlar ekstra kişilerin değerlendirmesine giriyor gibi algılıyorum.

Kimliğimizi ve kişiliğimizi olduğu gibi paylaşan bir ülke yapısından ziyade çoğu zaman maske takmayı ve güçlü olma arzusundan kaynaklanan yaralanmayı göze almamak tarafındayız. Bu örtük duygusal yaşantıda bazı şeylerin çözüme kavuşması zor oluyor gibi görünüyor.

Duygusal ilişki birçok tetiklenmeye açık bir alan ve diğer rollerden bu noktada ayrılıyor, daha hassas kalıyor. Beslenmenin ve bakımın iyi yapılması gereken bir ilişki türü fakat bu açık iletişim ve duyguları süzgeçten geçirmeden paylaşmak ile olabilecek bir şey gibi.

Diğer rollerde duyguları ve istekleri paylaşmak kimi zaman daha kolay kabul edebildiğimiz bir "zayıflık" oluyor. Fakat ana konu biraz daha bu zayıflık ve gurur gibi. Çoğu kişi bir paylaşım olmadan beklentilerinin algılanması ve söylemeden yapılması tarafında. İki farklı insanın zihninden geçenleri ve ilişkiyi algılama biçimleri aynı değildir, bir küme oluşturmuş olsalar bile kesişmedikleri alanları vardır.

Yaşadığımız coğrafyada bazı duyguların kabulü daha yüksek olsa da duygusal yatırımlaleceğimizle ilgili yetişmiş değilizdir. Problemlerin daha çok bu beceri eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Duyguların ifadesini yapmayı öğrendiğimizde ve bunlarla korkunç bir gerçeklikten ziyade ele alındığında dönüşebilecek ve olumlu duygulanım yaratabilecek meseleler
olarak baktığımızda ilişki problemleri daha hafifleyecek bir konuma gelebilir.

Çoğu zaman örtük ve dolaylı anlatımlar karşıdakinde net bir çizgi ve sınır belirlemelen tepkiyi ve geri dönüşü çağırmaz.

Kişilerin geçmiş travmaları ve çocukluk yaşantılarının getirdiği tonla bagaj vardır madığı ya da bir diğerinin duygulanımın neden buna temas eden durumlarda dahaaktifleştiği anlaşılmamış olur. Tetiklenme noktaları hazırda bekler bir ateşlenme için. Çoğu zaman bunu istemeden çağırmış oluruz çünkü aynı yaşantıyı bekliyoruzdur ya da durumları ve problemleri
bu hassasiyet üzerinden yorumlamaya o kadar alışmışızdır ki ilişki problemlerini bu zannederiz.

Dinamik bağlamın yanı sıra bunlar hissettiğimiz duyguları ve bunlardan kaynaklı gördaşamamaktan geçer. Bu durumların normalleştiği ve duygunun ifadesinin anlayışlaaynalandığı bir kültüre sahip olsaydık belki ilişki problemleri daha farklı alanlarda olabilirdi. Ama bizim temel meselelerimizden birinin duygusal iç açıklıktan korkmak olduğunu düşünüyorum. En azından benim şimdiye kadarki gördüğüm deneyimler böyle.

Dolaylı anlatımı ve örtük öfke ifadelerini insanlar tartışma esnasında da paylaşım yıyor. Bir şeyleri doğrudan söylemek acı verici olabilir, insan bunu kendi ağzındansesli bir şekilde duymak istemeyebilir çünkü duyduğunda kendi kapattığı "gerçeği" kabul etmiş olur. Duygular bizim kültürümüz için böyledir, kapatılır ve gizlenir. Bunu her alanda yapmaya çalışır, romantik ilişkilerde daha sık yaparız.

Bu anlamda Duygu Odaklı bakış açısı kendimize temas etmemize ve derine ulaşmaya yoğu pencereden bakmamıza ışık tutar. Ve bizde var olan derin ve gömülmüş duygularınkarşımızdakinde olduğunu bize hatırlatır.

Çoğu zaman uzun yıllar birlikte olan çiftler terapi odasında olayın anlatılışından ziyade bir duygu itirafı geldiğinde eminim şaşırma reaksiyonu veriyorlardır. Kişilerin birlikte bir hayat yaşaması içeride neler olduğuna dair bilgi sahipleri olduğu anlamına belli ki gelmiyor.

Bu çerçeveden terapi odasında çalışıldığında insanların kendi süreçlerini algılarkene de "Benden farklı değilmiş." olarak bakabileceklerini düşünüyorum. Bu fikrinsuçluluk, utanç, reddedilme ve aşağılık duygularını ortadan yüksek ihtimalle kaldırması olası olabilir. Çünkü çatışma içerisindeyken karşımızdakini bizden farklı olarak görür ve algılarız. Taraf
olarak yorumlar ve yanında durmak yerine karşısına geçeriz.

Ama duygu itirafları ve derin paylaşımlar bize onun da bir insan olduğunu hatırlatırBu da ilişki içerisindeki anlayış ve empati duygumuzu zenginleştirebilir. Duygu Odaklı terapinin çiftlere bunu sağlayacağını, aslında kendilerinden kaynaklı bildikleri bir olgunun hatırlatmayı sağladığını düşünüyorum.

Kişisel olarak duygularımıza dönebildiğimizde ve onlarla çalışabildiğimizde çok fazla şey keşfetmiş oluyoruz. "Neye neden ihtiyacım var? Burada asıl beni harekete geçiren neydi? Neden bu kadar tetiklendim? Ben ne yaptım?" sorularının cevapları daha çok ortaya çıkıyor. Kendimamamız arttığında partnerimizle olan ilişkide neler yapıp yapmadığımızı gözdengeçirmemiz artıyor.

Duygulara çıplak bir gözle bakmak çoğu zaman bize kabullenme kavramını da getirdiği için yaşadığımız durumları daha kolay ele alabilir. Eşe duyulan kızgınlık ve öfke duyguları, merhamet ve şefkate bırakabilir yerini. Çünkü çoğu zaman hassaslaştığımız ve tetiklendiğimiz şeyyimlerden bağ kurduğumuz "Bu böyle bir davranıştır." şeklinde örneklenmiştir.Partnerde karşılaşılan bir tavır ya da cümle bizim için o kavramın altına giriyorsa eşimizin bize bu kategoride davrandığını düşünür ve parlarız.

Fakat "Bu senin için ne ifade ediyor, böyle olunca ne hissediyorsun?" soruları daha bağlayıcı ve açık kapının bize tutulduğu sorulardır. Daha çok pekişmektense daha kalıcı çözümleri ve ileride yaşanabilecek hadiseleri önleme olasılığı yüksektir. Çünkü partnerlerden biri her dunmayacağını, bir diğeri kendi tahmini gibi olmadığını, onun da kendisi gibi hisler ve çekinmeler yaşayabildiğini görür. Bir bakıma ihtiyaç duyma ve insanın sevgiyle ilgili tetiklenmesinin çok hızlı gerçekleşebildiği kişilere güven hissini verebilir ve aşağılanma ve reddedilme
korkusundan uzaklaşabilir.

Duygularımızla ilgili konuşmak bizi rahatlatıyor olsa bile onlarla ilgili yeni bakış açıları gösterir. Kendimizle ilgili göremediğimiz ve farkında olmadığımızşeylerden bahseder.

Çoğu zaman duygular ilişki içerisinde bir şekilde söylense bile, "Beni çok kırdın." ya da "Sana çok kızgınım." gibi, onların ne ifade ettiğini konuşmayız. Bizim için hangi anlamlara geldiğini anlamak için ilk önce kendimiz ne hissettiğimizi bilmeliyiz. Yani duygularımızla bağ.

Üstünü örtmek ve bastırmak çoğu zaman daha kolaydır. Çünkü üzücü durumlarla baş başaek istemeyiz. Geçmişe gömdüğümüz çok mesele vardır ve eşimizle olan bir kavganınkaynağını çok eski ve unutmak istediğimiz bir yaşantıda bulabiliriz.

Bu çözüm yolu da ilişkileri maske altında yaşamaya ve esas ihtiyaçlara ulaşmayı engeller. İnsanların arasında daha yüksek duvarlar olmasa bile aslında bir açıdan kendilerinin çıplak parçalarını birbirlerine göstermemiş olurlar. Hiç duymadıkları paylaşımlardan dolayı eksik kısımlir ve onlar üzerinden beklenti veya hayal kırıklıkları yaşayabilirler.

Duygu paylaşımlarının en önemli noktası bence burası. İnsanların kendilerini daha iyikten sonra partnerlerindeki duygu durumunun ne olduğu ve sürecin onda nasıl işlediği ile ilgili merakları artar.

Fakat bunlar yaşanmadığında ya da başta kurulmuş bir sistem olmadığında, kişiler hem kendi duygularından haberdar olup hem üstünü örttüğünde ve duygu zannettikleri durumları yanlış ifade ettiklerinde ilişki bir kar topuna dönüşüyor ve her yeni durumda yuvarlanarak bir çı yeni kar taneleri alarak kendini büyütüyor büyütüyor ve en sonunda afete dönüşmüşbir şekilde enkazda hissettiriyor kişileri.

Uzun süre saklanan hisler, üstünü kapatmaya çalıştığımız ya da sınırımızı korumayı bilmemekten kaynaklı kendimize yaptığımız hatalar da ilişkideki kar topunu büyütüyor. Bazen insanlar partnerlerinin hatasından ziyade o hataya zamanında bir duruş sergileyemedikleri içiarlar.

Bunun yapı taşlarından biri yine olayı duygunun döngüsüne götürüyor. İnsanlar sınırlilme ve artık sevgiyi alamam inancı yüzünden sınırlarını ortaya net bir şekildekoymazlar ve aynı duyguyu gömme sonrasında kendilerine yaptıkları hatanın cezasını ilişkide öfke olarak daha yüksek bir duygulanımla yaşarlar.

Yani sadece partnere ve ilişkiye dair duyguya odaklanmaktan ziyade, kişisel olarak nasıl döngüler yaşıyoruz, neler bizi bir döngüye sokuyor diye bakmak lazım. Ve bu noktada baskıladığımız ya da aldığımız karar ve davranışlardan ne kadar memnun olduğumuzu ölçmek lazım çünkü bu birçok alanda yararlı bilgi sağlayacaktır.

Duyguya yaklaşımımız bu perspektiften olduğunda temasımız daha kolay olabileceğindenfade edebiliriz kısmına geçebiliriz. Duygulara gönül rahatlığıyla açık olmak, akıl ve mantık ile de onları yaşayabileceğimize ve ifade edebileceğimize dair inanç taşımak önemli. Bu açıdan Duygu Odaklı Terapiyi gerçekçi ve faydalı buluyorum.

Duygu Odaklı Terapi kişilerin sahici benliklerini ne kadar birbirlerine açıp açmadıklarıyla ilgilenir. Sahici benliğin içerisinde çıplaklık vardır, duygu vardır, ihtiyacımız olan kapsanmanın söylenmesi vardır.

Romantik ilişkiler duygusal yatırımlarla, duygularla ilgilidir. İki insanın kendini bir ilişkinin ya da evliliğin makul sınırlarda ve paylaşımlarda olma olasılığıyoktur. Bunun için gerekli olan iletişim duyguların paylaşıldığı iletişimdir.

Çünkü iletişimde ilk anlık reaksiyonlar ve sinyaller vardır. Jestler, mimikler, ses tonları ve değişen beden dilleri gibi. Bunların okunması ve bu duygusal paylaşımların açıklıkla konuşulabilmesi çiftler için gereklidir. Bunun olmadığı durumlarda ikincil duygular ve ifade şekille

Elbette duygular çatışmaları daha çok tetikleyebilir ve daha zorlu hale gelebilir. Fduyguların kontrollü fakat açık sunulması, ifadeyi doğru yapmak aynı zamanda diğerpartnerin onu yatıştırmasını da kolayca yapabiliyor olduğu anlamına gelebilir. Duygularımızı olumsuz ya da olumlu olarak ayırmak yerine -ki bence çiftler bunu çok yapar- iletişimde yeri olan      durumlar olarak görmek fayda sağlayabilir gibi geliyor bana.
                                                                                                                                                                                                    Bağlanma ve kimlik yapılarımıza göre kapasitemizin olduğu ilişkiyi inşa etmek ve yaşilişkinin sağlıklı ya da verimli diye bir seviyesi olur mu bilmiyorum amakapasitelerimize göre ilişki yaşıyoruz diye düşünüyorum. Duygusal kapasitemiz, duyguya verdiğimiz anlam, duyguyu ifade etme şeklimiz ve kendimizde ne olduğuna bakmak bu kapasiteyi arttıracağından kişilerin ilişkileri dışında da kendi duyguları ile iletişimde olmasının yarar sağla
                                                                                                                                                                                                   İlişkilerini gözlemlerken sorun olan yerlerde insanların öznel hayatlarında da bununığını görüyorum. Bir örnek olayda bir durumu değersizlik olarak algılayan ve üzüntü,haksızlık duygusu yaşayan birinin bu konuda hassas ve bunu değerlendirmeye açık bir zihni olduğunda aynı şeyi ilişkisinde okuması ve bunu doğrulaması mümkündür. Bu duygu yerini ikincil duygulara bıraktığında -mesela öfke- ortaya çıkacak çatışmanın ana hatları belli olmaz ve asılr bir kapı aralanmamış oluyor.

Tabii burada kişilerin bağlanma stilleri de devreye giriyor. Öğrenilen bağlanma stilişinin gerçeği olduğundan buna dair bir açılım yapmak kimi zaman zor olabilir.İnsanlar çocukluk yaşantılarında sevgiyi, değer görmeyi, öfkeyi, kıskançlığı, neye nasıl tepki verileceğini, neyden korkmak gerektiği ve neyi saygın bulması gerektiği gibi çokça bilişsel bağlamalara ve sembollere sahip olurlar.

Neticesinde dünyayı baktığımız kadrajdan görürüz. Bununla birlikte anne-baba sevgi ssevgi şekilleri de bizde yer eder. Çoğu zaman öğrendiğimiz şey bildiğimiz şeydeğildir. Yetişkin yaşantısında duyguları ya da ilişki problemlerini bunlara göre okuyor olabilir, burada ikincil duygulara geçiyor ve döngülere giriyoruz. Aslında çok yüksek bir gerçek gibi   görünen şey bu gibi geliyor bana.
                                                                                                                                                                                                 Çoğu kez ilişkilerde geçmişe ve kendine dair bir "kanıt" yaratma var olduğunu, onun u, fakat insanlar kişisel olarak kendilerinde bir hata bulduklarında ya da geçmişi ve geleceği düzenlemesi için gerçekleştirdiği "kanıtı" istediği tavrı görmediğinde çatışmalar çıkıyor ve çocukluk yaşantısındaki zafer elde edilmemiş durumlara bu döngülerle tekrar giriyor gibi   hissediyorum.
                                                                                                                                                                                                 Bunun gerçekliğini kabul etmek ve karşındakine tüm çıplaklığıyla açmak, duygulardan ak yerine kendini cesaretle kabul etmek ve edilmek bir ilişkiden daha fazlasınıyaratabilir. Terapi odasında çiftin terapisi dışında bireysel olarak Duygu Odaklı Terapinin devamlılığı bunu sağlayabilir gibi.                                                                  
İnsanlar kendileri için önemli ve saklanılması gereken olarak tuttukları duyguları ikili ilişkilerinde ifade etmekten zorlanıyor diye görüyorum. Burada da önemli olan şey bağlanma güvenliği inşetmek ve çiftlerin bu güvenliğe hazır ve kabullü bir şekilde duygusal paylaşım yapabilir.                                                       

Ülkemizdeki kültür ve öğrenimler duyguları paylaşma açısından bizi destekleyen bir ye orta yaş dönemindeki çiftlerin daha zorlanabildiği bir durum gibi geliyor bana.Evde durumlar ve olaylar anlatılır, hislerin üzerinden çok geçilmezdi. Genele yayarsak bu erkekler için daha yüksek oranda böyledir.                                                             

Bunun desteklendiği aile yapılarında çiftlerin döngüsünün daha net anlaşılacağını düşünüyorum. Döngünün nedenleri ve ilişkiye sonuçlarına daha net bakılabilir. Kişiler cinsiyetten bağımsız bunadaha anlayışlı ve açık olabiliyorlar. Ve birbirlerini görme olasılıkları artabilir. u benim konumumu belirlemede yardımcı olan bir faktör, ayna gibi.
                                                                                                                                                                                                 En önemli olan faktörlerden biri çiftin birbirine "yakın" olmasıdır. Bunu sağlayacakündelik konuşmalarından ziyade derin sohbetlerdir diye düşünüyorum. Bunları artırıyor olmak gördüğüm üzere insanların yakınlık seviyesini ve bağlanma seviyesini arttırıyor. Bunlar ilişkide var olduğunda ve güvende hissettiğimizde duygusal düzenleme yapabilme becerimiz artar. Bu da bize ilişkiye ve sorunlara daha empatik ve farkındalıklı bir bakış yaratabilir.

Döngüler belirlendiğinde ve bağlanma stilleri anlaşıldığında, çiftlerin kimlikle iliduyguları dönüştüğünde yakınlığın hedeflenilen bir yere gelmesi Duygu Odaklı Terapiile mümkünmüş gibi geliyor. Bu yüzden hayattan ve gerçekçi, belki de en çok bizim ülkemize daha lazım olan bir ekol olduğunu düşünüyorum.