İNSAN KENDİNİ GERÇEKTEN NE KADAR TANIR?


GİRİŞ – KENDİMİZİ TANIDIĞIMIZDAN NEDEN BU KADAR EMİNİZ?

Bazı insanlar kendilerini başkalarından daha iyi tanıdıklarını düşünürken, bazıları ise karşısındaki insana "Ben seni senden daha iyi tanıyorum." diyebilir. Peki, bir insanı gerçekten kim daha iyi tanıyabilir? Kendisi mi, yoksa onu dışarıdan gözlemleyen insanlar mı?

Aslında burada önemli olan yalnızca kimin kimi daha iyi tanıdığı değil, bireyin kendisi hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğu ve başkalarının düşüncelerinin kendi benlik algısını ne ölçüde etkilediğidir. Çünkü insanlar kendilerini yalnızca kendi düşünceleri ve deneyimleri doğrultusunda değil, sosyal çevrelerinden aldıkları geri bildirimlerle de değerlendirebilirler.

Bu noktada ise akıllara önemli bir soru gelir: Kendimizi gerçekten olduğumuz gibi mi tanıyoruz, yoksa başkalarının gözünden gördüğümüz kişiyi mi kendimiz olarak kabul ediyoruz?


KENDİMİZİ TANIMAK, KENDİMİZİ ANLAMAK MIDIR?

Bir insanı tanımlayan özellikler zaman içerisinde değişebilir. Bugün kendimizi sakin biri olarak tanımlarken, farklı bir ortamda daha heyecanlı veya çekingen davranabiliriz. Ancak farklı durumlarda farklı davranışlar sergilememiz, kendimize ilişkin düşüncelerimizin tamamen değiştiği anlamına gelmez.

Peki, kendimizi tanımlarken kullandığımız bu özelliklerin ne kadar farkındayız? Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz her zaman açık ve tutarlı mıdır?

İşte bu noktada, bireyin kendisine ilişkin düşünce ve inançlarını ifade eden benlik algısı (self-concept) ile bu düşüncelerin ne kadar açık, tutarlı ve zaman içerisinde istikrarlı olduğunu açıklayan benlik netliği (self-concept clarity) kavramı arasındaki fark ortaya çıkar.

Jennifer D. Campbell ve arkadaşları (1996), benlik netliğini incelemek amacıyla gerçekleştirdikleri çalışmalarında, bireylerin kendilerine ilişkin düşüncelerinin ne kadar açık, tutarlı ve istikrarlı olduğunu değerlendirmişlerdir. Araştırmacılar, bu özelliği ölçmek amacıyla Self-Concept Clarity Scale adlı bir ölçek geliştirmişlerdir. Çalışmanın bulgularına göre düşük benlik netliği, daha düşük öz saygı ve daha yüksek nevrotiklik düzeyleriyle ilişkili bulunmuştur.

Bu bulgular, insanların kendilerine ilişkin düşüncelerinin yalnızca içeriğinin değil, ne kadar açık ve tutarlı olduğunun da önemli olduğunu göstermektedir. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir nokta vardır: Kendimiz hakkında açık ve tutarlı düşüncelere sahip olmamız, bu düşüncelerin her zaman doğru olduğu anlamına gelir mi?


BAŞKALARININ GÖZÜNDEN KENDİMİZİ GÖRMEK

Bir insan kendisini yalnızca kendi düşünceleriyle mi tanımlar, yoksa başkalarının onun hakkında söyledikleri de bu tanımın bir parçası hâline gelebilir mi?

Örneğin, bir kişiye sürekli unutkan olduğu söylendiğini düşünelim. Başlangıçta bu yorumları önemsemeyen kişi, zamanla kendi hafızasından şüphe etmeye ve günlük yaşamında yaşadığı küçük unutkanlıkları daha fazla fark etmeye başlayabilir. Böylece başkalarının kendisi hakkındaki değerlendirmeleri, kişinin kendi özelliklerini yorumlama biçimini etkileyebilir.

Sosyolog Charles Horton Cooley'nin (1902) ortaya koyduğu Aynadaki Benlik (Looking-Glass Self) yaklaşımı da benlik algımızın sosyal ilişkilerimizden bağımsız gelişmediğini açıklar. Bu yaklaşıma göre insanlar, başkalarının kendilerini nasıl gördüğünü düşündüklerinden etkilenerek kendilerine ilişkin değerlendirmeler oluşturabilirler.

Ancak burada önemli olan yalnızca başkalarının bizim hakkımızda gerçekten ne düşündüğü değildir. Bizim, onların ne düşündüğünü nasıl yorumladığımız da benlik algımız üzerinde etkili olabilir.

Örneğin, yeni tanıştığımız bir kişinin yanında eski bir arkadaşımızın bizi "çok alıngan" veya "çabuk sinirlenen" biri olarak tanımladığını düşünelim. Yeni tanıştığımız kişi, henüz bizi yeterince tanımadan bu yorumlardan etkilenebilir ve davranışlarımızı bu özellikler üzerinden değerlendirmeye başlayabilir. Peki, aynı yorumları farklı insanlardan tekrar tekrar duymak, bir süre sonra bizim de kendimizi bu şekilde tanımlamamıza neden olabilir mi?

Elbette her insan başkalarının değerlendirmelerinden aynı ölçüde etkilenmeyebilir. Bazı bireyler bu yorumları önemsemezken, bazıları kendilerini daha fazla sorgulamaya başlayabilir. Hatta bazı durumlarda insanların bize yönelik beklentileri, yalnızca kendimizi değerlendirme biçimimizi değil, davranışlarımızı da etkileyebilir.

Bu noktada kendini gerçekleştiren kehanet (self-fulfilling prophecy) kavramı önem kazanır. Robert K. Merton (1948) tarafından ele alınan bu kavram, başlangıçta doğru olmayan bir beklentinin, bu beklenti doğrultusunda ortaya çıkan davranışlar sonucunda gerçekleşebilir hâle gelmesini ifade eder.

Örneğin, bir öğretmenin öğrencisinin başarısız olacağını düşündüğünü ve bu nedenle ona diğer öğrencilere kıyasla daha az destek verdiğini düşünelim. Öğrenci, öğretmeninin bu tutumu karşısında zamanla kendi yeteneklerinden şüphe etmeye başlayabilir. Bu durum öğrencinin motivasyonunu ve akademik performansını olumsuz etkileyebilir. Böylece başlangıçta öğretmenin sahip olduğu olumsuz beklenti, öğrencinin başarısını etkileyen faktörlerden biri hâline gelebilir.

Öğretmen beklentilerinin öğrencilerin akademik performansıyla ilişkisi, Rosenthal ve Jacobson'ın (1968) çalışmasında da araştırılmıştır. Ancak bu tür etkilerin her durumda ve her öğrenci üzerinde aynı şekilde ortaya çıktığını söylemek doğru değildir. Burada önemli olan, öğrencinin gerçekten yetersiz olması değil, başkalarının ona yönelik beklentilerinin davranışlarını ve kendisini değerlendirme biçimini etkileyebilmesidir.


BENLİĞİMİZİ NEDEN KORURUZ?

İnsanlar kendileri hakkında sahip oldukları düşünceleri her zaman kolaylıkla değiştirebilir mi?

Örneğin, kendisini sabırlı biri olarak tanımlayan bir insanın, karşılaştığı bir olayda oldukça sabırsız davrandığını düşünelim. Bu kişi, davranışının kendi benlik algısıyla çeliştiğini fark ettiğinde nasıl tepki verir? Kendisinin aslında düşündüğü kadar sabırlı olmadığını mı kabul eder, yoksa davranışını içinde bulunduğu koşullarla mı açıklamaya çalışır?

Aslında bu durum, insanların kendilerine ilişkin düşüncelerini nasıl koruduklarını anlamak açısından önemli bir örnektir. Bireyler, kendileri hakkında sahip oldukları inançlarla tutarlı olan bilgilere daha fazla önem verebilirken, bu inançlarla çelişen bilgileri göz ardı etme veya farklı şekillerde yorumlama eğiliminde olabilirler. Psikolojide doğrulama yanlılığı (confirmation bias) olarak adlandırılan bu eğilim, insanların mevcut düşüncelerini destekleyen bilgileri arama ve yorumlama biçimlerinde kendini gösterebilir (Nickerson, 1998).

Örneğin, kendisini başarısız biri olarak gören bir öğrenci, aldığı yüksek notlardan çok düşük notlarına odaklanabilir. Başarılı olduğu durumları şansla açıklarken, başarısızlıklarını kendi yetersizliğinin bir göstergesi olarak değerlendirebilir. Böylece kendisi hakkındaki olumsuz düşüncesini destekleyen deneyimlere daha fazla önem verirken, bu düşünceyle çelişen başarılarını yeterince dikkate almayabilir.


SONUÇ – KENDİMİZİ GERÇEKTEN TANIYOR MUYUZ?

Kendimizi tanıdığımızı düşünmek ile kendimizi gerçekten anlamak her zaman aynı şey olmayabilir. Kimi zaman kendimiz hakkında oldukça açık ve tutarlı düşüncelere sahip olabilirken, kimi zaman başkalarının değerlendirmelerinden etkilenebilir veya kendi davranışlarımızı farklı şekillerde yorumlayabiliriz. Üstelik kendimize ilişkin düşüncelerimizin zaman içerisinde değişmesi, kendimizi hiç tanımadığımız anlamına da gelmez.

Belki de burada önemli olan, kendimizi başkalarından daha iyi tanıyıp tanımadığımızı belirlemekten çok, kendimize ilişkin düşüncelerimizin nasıl oluştuğunu anlamaktır. Çünkü benlik algımız yalnızca kendi deneyimlerimizden değil, sosyal ilişkilerimizden ve başkalarının bizi nasıl gördüğüne ilişkin düşüncelerimizden de etkilenebilir. Ancak bu durum, başkalarının hakkımızdaki her değerlendirmesinin doğru olduğu anlamına gelmez.

Peki, bir insan kendisini tamamen tanıyabilir mi? Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değildir. Ancak kendimizi tanımanın, yalnızca kim olduğumuzu bildiğimizi düşünmekten değil, kendimiz hakkındaki düşünceleri zaman zaman sorgulayabilmekten de geçtiği söylenebilir.

Belki de kendimizi tanımanın en önemli noktalarından biri, kendimiz hakkında henüz bilmediğimiz şeyler olabileceğini kabul etmektir.


KAYNAKÇA

Campbell, J. D., Trapnell, P. D., Heine, S. J., Katz, I. M., Lavallee, L. F., & Lehman, D. R. (1996). Self-concept clarity: Measurement, personality correlates, and cultural boundaries. Journal of Personality and Social Psychology, 70(1), 141–156. https://doi.org/10.1037/0022-3514.70.1.141

Cooley, C. H. (1902). Human nature and the social order. Charles Scribner's Sons. https://www.gutenberg.org/ebooks/75145

Merton, R. K. (1948). The self-fulfilling prophecy. The Antioch Review, 8(2), 193–210. https://doi.org/10.2307/4609267

Nickerson, R. S. (1998). Confirmation bias: A ubiquitous phenomenon in many guises. Review of General Psychology, 2(2), 175–220. https://doi.org/10.1037/1089-2680.2.2.175

Rosenthal, R., & Jacobson, L. (1968). Pygmalion in the classroom. The Urban Review, 3, 16–20. https://doi.org/10.1007/BF02322211