Romantik ilişkilerde sınır denince aklımıza genelde sevgili olduktan sonra gelen "bugün yalnız kalmak istiyorum" ya da "bu akşam dışarı çıkmayalım" demeler geliyor. Oysa romantik ilişkilerde sınır sadece bir mesafe koymak değil, iki ayrı insanın kendi kişisel alanını koruyarak birbirini boğmadan sevebilmesi için önemlidir. İşte tam da bu yüzden biraz romantik ilişkilerdeki sınırlarla ilgili yazmak istiyorum.
Mesele sadece ilişkideki o sonradan konulan mesafeler değil. Asıl büyük ihlaller daha ilişkinin ilk adımlarında, o tanışma evresinde başlıyor. Günümüz ilişkileri o kadar hızlı ki daha karşımızdakinin adını bile doğru dürüst bilmeden onun hem ruhsal hem de fiziksel alanına paldır küldür girmek istiyoruz. Henüz o güven alanı inşa edilmeden sürekli bir temas hâlinde olmak, her anı birleştirmek büyük bir aşkın göstergesi sanılıyor. Oysa bu yakınlık kurmak değil, karşısındakinin fiziksel ve ruhsal sınırlarını gasp etmek.
Daha yeni tanıştığın birinin alanına zihnen olduğu gibi fiziksel olarak da yapışmak istemek, o teması hemen talep etmek ilişkiyi beslemiyor; aksine daha başlamadan boğuyor. Mesele sadece hayır diyebilmekte de değil zaten, asıl düğüm o ilk temas anlarında ya da fiziksel yakınlık taleplerinde kopuyor. Karşı taraf o adımı attığında ve sen içten içe istemediğini fark edip dur ya da hayır dediğinde zihninde o korkunç senaryo oynamaya başlıyor:
“Ya bu yüzden benden soğursa? Ya beni bırakıp giderse?"
Peki neden bu kadar zorlanıyoruz sınır çekmekte? Çünkü çocukluktan beri bize hep alttan almak, uslu durmak, başkasına uyum sağlamak öğretildi. Sanki hayır demek bir suçmuş gibi içimizde o derin terk edilme korkusu büyüyor, sevgisizlikten ödümüz kopuyor. O yüzden karşımızdaki ne zaman düşse hemen onun yarasını sarmaya çalışıyoruz, sanki bütün ruhsal dengesinin sorumlusu bizmişiz gibi kocaman yükler sırtlanıyoruz. Kendi isteklerimizi, arzularımızı sessiz sedasız ardımızda bırakmayı da âşık olmanın, fedakârlığın kanıtı sanıyoruz.
Oysa sınır koymak araya kalın duvarlar örüp kapıları duvar etmek demek değil; tam tersine o insana ben buradayım, beni incitmeden seveceksen işte tam buradan seveceksin diyerek eline kendi kalbinin haritasını vermektir. Bunu biraz daha somutlaştırırsak ilişkide kurmamız gereken o temel çizgiler aslında şunlar: partnerinin yaşadığı her öfkeyi ya da huzursuzluğu kendi omzumuzda taşımamak, senin bu hâlini görüyorum ama bu durumun sebebi de sorumlusu da ben değilim diyebilmek, biz olacağız derken o ilk tanışma anlarındaki o incecik fiziksel mesafeyi kaybetmemek, kendi dost çevrene ve alanına suçluluk duymadan sahip çıkabilmek.
İşin aslı şu ki ilişkide ben ile biz dengesini kurabilmek, dur yavaş olalım diyebilmek sahiden büyük bir cesaret çünkü sınırlar asla birbirimizi uzaklaştırmaz, tam tersine iki ayrı insanın birbirini bulanık şekillerde değil tüm gerçekliğiyle net ve şeffaf biçimde görmesini sağlar. O tükenmişlik döngüsünü bitirip stresi azaltan ve o güveni canlı tutan şey de tam olarak o sağlıklı mesafedir.
Bu yazıya yorumlar
yükleniyor…