Modern yaşam bize sürekli düzenli ve planlı olmamız gerektiğini fısıldar. Zihnimizde en ufak bir belirsizlik filizlendiğinde ya da duygularımız darmadağın hissettirdiğinde bunu hemen çözülmesi gereken bir durum gibi algılama eğilimindeyizdir. Oysa dönüşüm her zaman planlı ve düzenli ortamlarda gerçekleşmez.

Bir ressamın tuvaline geçmeden önceki atölyesini düşünün. Dökülmüş boyalar, dağılan fırçalar, ortalığa saçılmış taslaklar ve karmakarışık renk paletleri. Dışarıdan bakıldığında büyük bir düzensizlik gibi görünen bu ortam aslında birazdan doğacak olan büyük eserin kaçınılmaz bir hazırlık evresidir. Sonunda muhteşem bir tablo ortaya çıkar.

Zihnimiz ya da duygularımız en ufak dağıldında bile, düştüğümüz hata hemen onu düzeltmeye çalışmaktır. Bir türlü kendimizi o akışa bırakmaya izin vermeyiz. Hemen toparlanmalıyım baskısı dolaşmış bir ip yumağını hırsla çekmeye benzer; ipleri aceleyle çekiştirdikçe düğüm daha da sıkılaşır, çözülmesi için gereken tek şey sakin adımlardır. Zihnin toparlanması geçmişteki hâlimizin birebir kopyasını oluşturmak değildir. Aksine o darmadağın anların arasında gezinirken artık bize yük olan kalıpları ayıklayabilmektir. Masanın üzerindeki renkleri bu kez farklı bir mantıkla dizebilmek ve tuvalde yepyeni bir renk paletine yer açabilmektir. Bu psikolojik esnekliğin en somut halidir.

Psikolojik esneklik, zihnin fırtınada kırılmamak adına katılaşması yerine belirsizlikle birlikte esneyebilme kapasitesidir. Parçalar etrafa yayıldığında dahi anın içinde kalabilmek o dağınıklığı bir tehdit olarak değil, değerlerimiz doğrultusunda şekillendireceğimiz yeni bir alan olarak kabul etmektir. Çünkü ruhsal olgunluk, hiç dağılmamakta değil dağıldığımız anlarda bile kendimize öz şefkatle yaklaşıp o parçalardan çok daha işlevsel ve esnek bir bütün çıkarabilmektedir.