Kendi içinde birden fazla yön taşıyan kelimeler vardır. Dönüş, sadece coğrafi bir geri gelme değildir. Dönüş, ruhun bir zamanlar gözden kaybettiği şeye doğru duygusal bir hareket, unutulmuş bir zamana yöneliştir.

Dönüş, başıboş dolaştıktan sonra, kendimize ait olmayan beklentiler içinde, başkalarının hikâyeleriyle şekillenmiş rüyalar içinde yönümüzü kaybederek ilerledikten sonra, bir gün yeniden kendimize doğru dönmektir. Bir yere, bir mekâna, bir eve değil; içsel bir alana dönüş. Dönüş, doğduğun ülkeye geri dönmektir. Havanın kokularının, zihin adını koymadan önce bedenin hatırladığı bir belleği taşıdığı yer. Sessizliğin bile tanıdık bir dil konuştuğu yer. Dönüş, rutinine geri dönmektir. Bize sıradan ve önemsiz gelen, varlığının ne kadar tatlı, ne kadar değerli ve boşluğun karşısında bir nimet olduğunu ölçmeden bazen kaçtığımız o rutin. Çünkü boşluk, bizi yok ederken sesini duyurmaz; tanıksız bir şekilde içimize yerleşir ve bizi düzenler.

Basit ve neredeyse görünmez olan rutin ise bizi ayakta tutan şey hâline gelir. Dönüş, gerçekliğine geri dönmektir. Sığınak gibi görünen yanılsamalardan çıkmak. Kusurları ve güzellikleriyle iç içe geçmiş hayata göğüs germek ve ancak o gerçeklikte gerçekten nefes almayı öğrendiğimizi anlamak.

Ve sonra bir de şu dönüş vardır: hayatına geri dönmek. Bir nabız attığı sürece hiçbir şeyin kesin olarak kaybolmadığını hatırlamak, içimizde taşımamız gereken bir kesinlik bu. Acıların, ne kadar ağır olursa olsun, hayatımızdan sadece geçip gittiğini bilmek. Biz bu dünyada sadece yolcuyuz ve bugün aşılmaz görünen şey, yarın çok uzak bir anıdan başka bir şey olmayacak. Dönüş, sonunda şunu fark etmektir: Yola yeniden koyulmak, kat edilen yolu kaybetmek anlamına gelmez. Aksine, kendine yeni bir şans tanımaktır gerçekten kim olduğunla uyum içinde, anın içinde tam olarak yaşamak için, başka birine benzemeye çalışmadan.