Dönüşlerin Psikolojisi

İnsan bazen bir yere değil, kendine döner. Eylülün kendine özgü bir sesi vardır. Yazın gürültüsü biraz diner. Akşam daha erken gelir. Bavullar kapanır, yollar dönüş yönüne çevrilir. Tatilden eve, memleketten şehre, yazlıktan işe, uzun günlerden yeniden rutine döneriz. Ama bazı dönüşler vardır ki hiçbir bavula sığmaz.

Bir ilişkiden döneriz. Bir hayal kırıklığından. Uzun zamandır sürdürdüğümüz bir mücadeleden. Kendimizi unuttuğumuz bir dönemden. Bazen de yıllarca olmaya çalıştığımız kişiden, gerçekte olduğumuz kişiye doğru döneriz. Bu yüzden dönüş, yalnızca başladığımız yere geri gelmek değildir. Çünkü insan gittiği yerden aynı kişi olarak dönmez.

Dönmek neden bu kadar zor?

İnsan zihni tanıdık olanı sever. Rutinler, ilişkiler, alışkanlıklar ve hatta bazen bize iyi gelmeyen düzenler bile bir süre sonra güvenli görünmeye başlayabilir. Çünkü tanıdıktırlar. Değişim ise belirsizlik taşır. Bu nedenle tatilden işe dönmek gibi sıradan görünen geçişler bile bazı insanlarda huzursuzluk yaratabilir.

Uyku düzeninin değişmesi, sorumlulukların yeniden başlaması, okul takvimi, iş yoğunluğu, şehir hayatı… Aslında zihnimiz bir geçiş sürecinden geçmektedir. Bir düzenden başka bir düzene geçmek sandığımızdan daha fazla psikolojik enerji ister. Fakat daha derin dönüşlerde mesele yalnızca düzen değildir. Bazen döndüğümüz yerde artık eski hayatımızı bulamayız. Daha da önemlisi:

Eski kendimizi bulamayız.

Çünkü bazı deneyimler bizi değiştirir. Bir kayıp yaşamışızdır. Bir ilişkide sınırlarımızı fark etmişizdir. Bir iş ortamında neye tahammül edemediğimizi öğrenmişizdir. Bir yolculukta nasıl yaşamak istediğimizi düşünmüşüzdür. Belki ilk kez uzun zamandır ne kadar yorulduğumuzu fark etmişizdir. Sonra hayat kaldığı yerden devam etmemizi bekler. Ama biz artık tam olarak kaldığımız yerde değilizdir.

İnsan neden eskiye döner?

Psikolojide çok tanıdık bir durum vardır: İnsan her zaman kendisine iyi gelen şeye yönelmez, bazen kendisine "tanıdık gelen" şeye yönelir. Bu yüzden bitmiş bir ilişkiye tekrar dönmek isteriz. Bize iyi gelmediğini bildiğimiz bir düzene yeniden gireriz. Defalarca değiştirmeye karar verdiğimiz alışkanlıklara geri döneriz. Çünkü bilinmeyenin kaygısı, bazen bilinenin acısından daha ürkütücü gelebilir.

“En azından burayı biliyorum.”

Zihin bunu sever. Bu nedenle her dönüş iyileşmek anlamına gelmez. Bazen dönüş, yarım kalan bir şeyi tamamlamaktır. Bazen gerçekten özlediğimiz bir yere yeniden yaklaşmaktır. Ama bazen de yalnız kalmamak, belirsizliğe dayanamamak ya da geçmişi zihnimizde olduğundan daha güzel hatırlamak nedeniyle eskiye tutunmaktır. Tam burada kendimize önemli bir soru sorabiliriz: 

"Ben buraya gerçekten dönmek mi istiyorum, yoksa yeni olana gitmekten mi korkuyorum?"

Bu iki cevap birbirinden çok farklı hayatlara çıkar.

Peki döndüğümüzde kimi buluruz?

Belki de dönüşlerin en zor tarafı budur. Bir yere geri geldiğimizde her şeyi bıraktığımız gibi bulacağımızı düşünürüz. Oysa zaman biz yokken de çalışmaya devam eder. İnsanlar değişir. İlişkiler değişir. Evler, sokaklar, işler değişir. Ve biz değişiriz. Çocukluğumuzun geçtiği sokağa yıllar sonra gittiğimizde yaşadığımız o tuhaf duygu biraz bundandır. Sokak belki hâlâ oradadır ama çocukluğumuz orada değildir. Çünkü bazı yerlere fiziksel olarak dönebiliriz, zamana dönemeyiz. 

Bazı insanlara yeniden ulaşabiliriz, o insanlarla yaşadığımız döneme dönemeyiz. Bazı ilişkileri yeniden başlatabiliriz fakat aynı ilişkiyi yeniden yaşayamayız. Dönüşün olgun tarafı burada başlar:

"Geçmişi yeniden kurmaya çalışmak yerine, bugün elimizde olanla yeni bir ilişki kurabilmek."

Bazen insan kendine döner

Belki de hayatımızdaki en önemli dönüş budur. Çünkü insan kendinden bir anda uzaklaşmaz. Yavaş yavaş olur. Önce başkalarının beklentilerine biraz fazla kulak verir. Sonra “hayır” demesi gereken yerde “tamam” der. Yorulduğu hâlde devam eder. İstemediği şeyleri sürdürür. Sevilmek için uyum sağlar. Onaylanmak için kendini küçültür. Bir gün aynaya baktığında hayatı dışarıdan gayet düzenli görünebilir ama içinde sessiz bir soru vardır:

"Ben bu hayatın neresindeyim?"

Kendine dönüş çoğu zaman büyük kararlarla başlamaz. Küçük fark edişlerle başlar.

“Ben aslında bunu istemiyorum.”

“Burada kendimi iyi hissetmiyorum.”

“Bu kadar yük taşımak zorunda değilim.”

“Benim de bir sınırım var.”

“Uzun zamandır kendimi ihmal ediyorum.”

Ve belki en önemlisi:

"Ben değiştim."

İnsanın değiştiğini kabul etmesi bazen çevresinin bunu kabul etmesinden daha zordur. Çünkü eski kimlikler güvenlidir. Herkesi toparlayan kişi olmak… Güçlü olan olmak… Sorun çıkarmayan olmak… Her şeye yetişen olmak… Hep anlayan taraf olmak… Fakat insan büyüdükçe bazı roller üzerine dar gelmeye başlar. Kendine dönmek, o eski elbiseyi artık taşımak zorunda olmadığını fark etmektir.

Her dönüş biraz vedadır

Dönüş kelimesini düşündüğümüzde aklımıza kavuşmak gelir. Oysa her dönüşün içinde küçük bir veda da vardır. Yazdan dönerken yaza veda ederiz. Bir yolculuktan dönerken oradaki hâlimize… Bir ilişkiden kendimize dönerken, o ilişkide kurduğumuz geleceğe… Bir karar aldığımızda, seçmediğimiz ihtimallere… Belki bu yüzden dönüşler biraz hüzün taşır. Ama bu hüzün her zaman kötü değildir. Bazı hüzünler, hayatın değiştiğini fark ettiğimiz yerde oluşur. Ve değişim, kayıp kadar başlangıç da taşır.

Bu Eylül kendinize başka bir soru sorun

Eylül yeni başlangıçların ayı olarak anlatılır hep. Yeni okul yılı. Yeni iş dönemi. Yeni hedefler. Yeni planlar. Belki bu yıl hemen “Neye başlayacağım?” diye sormayabiliriz. Önce başka bir yerden başlayabiliriz:

"Ben neye dönmek istiyorum?"

Kendi sesime mi? Uzun zamandır ertelediğim bir hayale mi? Bedenime mi? Merakıma mı? Üretmeye mi? Dinlenmeye mi? Sınırlarıma mı? Bir zamanlar bana iyi gelen ama hayatın telaşı içinde unuttuğum bir yanıma mı? Ve bir soru daha:

"Artık neye dönmek istemiyorum?"

Çünkü psikolojik olarak büyümek yalnızca yeni yollar seçmek değildir. Bazı eski yollardan bir daha yürümemeyi seçebilmektir. Belki Eylül bize tam da bunu hatırlatıyor. Dönüş her zaman geriye doğru değildir. Bazen aynı kapıdan geçersiniz ama artık başka bir insansınızdır. Aynı şehre dönersiniz. Aynı eve. Aynı işe. Aynı aynanın karşısına. Fakat içinizde bir şey yer değiştirmiştir. İşte o zaman dönüş, başladığınız yere gelmek değil, kendinize biraz daha yaklaşmak olur. Bu Eylül belki de mesele nereden döndüğümüz değil. Döndüğümüzde kendimizi nerede bulduğumuzdur.