Bağımlılıktan Bağımsızlığa Dönüş
Çocuklar bebekken temel ihtiyaçlarının karşılanması ve dünyayı keşfetmesi için bakım verenin desteğine büyük ölçüde ihtiyaç duyar. Ancak çocuk büyüdükçe "ben yapacağım" demeye, kendi seçimlerini yapmaya ve günlük yaşam becerilerini kendi başına gerçekleştirmeye yönelir. Buradaki önemli olan konu, çocuğun artık ebeveyne ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez. Güvenli bir ilişki içinde olduğunu bilerek kendi başına denemeye, hata yapmaya ve yeniden denemeye teşvik etmek önemlidir.
Burada bahsedebileceğimiz en önemli noktalardan biri, psikolog Erik Erikson'ın Psikososyal Gelişim Kuramı'nda ele aldığı "özerkliğe karşı utanç ve kuşku" dönemidir. Bu evrede çocuğun kendi başına yapabilme, seçim yapabilme ve kontrol duygusu geliştirmesi önemli bir gelişimsel aşamadır (Erikson, 1963). Eğer bu süreç yeterince desteklenmezse çocuk, özerkliği yani bağımsızlığı kazanmak yerine yaptığı şeylerden şüphe duyan, kendisini yetersiz veya kötü bir birey olarak değerlendiren bir tutum geliştirebilir. Bunun yanı sıra kendi fiziksel ve zihinsel yeterliliklerini olumsuz değerlendirmesi de söz konusu olabilir. Tüm bunlar, ilerleyen dönemlerde aşırı kuralcı ve katı bir kişilik yapısının oluşmasına zemin hazırlayabilir (Kapıcıoğlu, 2018).
Bu yüzden giyinmek, yemek yemek, oyuncaklarını toplamak, oyununa karar vermek ya da iki seçenek arasından seçim yapmak gibi küçük adımlar, çocuğun bağımsızlık duygusunun gelişmesine yardımcı olur.
Duyguların Dönüşen Dili
Bebeklik döneminde çocuk, henüz duygularını sözcüklerle ifade edebilecek dil becerilerine sahip olmadığı için ihtiyaçlarını ve duygusal durumunu çoğunlukla ağlama, huzursuzluk, hareketlilik, yüz ifadeleri ve bedensel tepkiler aracılığıyla gösterir. Çocuk büyüdükçe dil ve duygusal farkındalık becerileri geliştikçe, yaşadığı duyguları daha açık bir şekilde ifade etmeye başlar. Duyguları doğduğumuzdan itibaren yaşarız fakat küçük bebeklerin duygusal deneyimleri en sık olarak bir bakıcıyla, bakım verenle etkileşim halinde oldukları dönemlerde (besleme, teselli etme ve kucaklama gibi) ortaya çıkar (National Scientific Council on the Developing Child [NSCDC], 2004). Çocuğun duygularını tanıması, adlandırması ve anlamlandırması da bu dönüşümün önemli bir parçasıdır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun duygularını bastırmak yerine onları fark etmesine ve isimlendirmesine yardımcı olması önemlidir. Güçlü bir duygusal temel edinmiş çocuklar, kendi ve başkalarının duygularını öngörebilme, bunlar hakkında konuşabilme ve bu farkındalıklarını günlük sosyal etkileşimleri daha iyi yönetmek için kullanabilme kapasitesine sahip olurlar.
Peki sadece aileden gördükleri ve öğrendikleri ile mi sınırlıdır? Tabii ki de hayır. Küçük çocukların duygusal sağlığı -veya bunun yokluğu- yaşadıkları ortamların sosyal ve duygusal özellikleriyle yakından ilişkilidir. Bu ortamlar sadece ebeveynlerini değil, aynı zamanda ailelerinin ve topluluklarının daha geniş bağlamını da içerir.
Bazen çocuklar, yaşadığı duyguyu tanımlayamadığında ve nasıl ifade edeceğini bilemediğinde, duygusunu davranışları aracılığıyla ortaya koyabilir. Özellikle öfke gibi yoğun duygular, çocuk tarafından bağırma, ağlama, vurma ya da saldırgan davranışlar şeklinde dışa vurulabilir. Oysa çocuk duygusunu tanımayı, adlandırmayı ve uygun yollarla ifade etmeyi öğrendikçe, yaşadığı yoğunluğu yalnızca davranışlarıyla göstermek yerine "Kızdım.", "Bunu istemiyorum." veya "Üzüldüm." diyerek kendisini ifade edebilir. Bu nedenle çocuğa yalnızca davranışını değiştirmeyi öğretmek değil, o davranışın altında yer alan duyguyu fark etmesine ve ifade etmesine yardımcı olmak da önemlidir.
Oyunun Dönüşümü
Bebeklik döneminde oyun, çocuğun dünyayı keşfetmesinin ve çevresindeki nesneleri tanımasının en önemli yollarından biridir. Çocuk ilk başta boşta durma oyunu yani bir nesneye dokunmak, onu sallamak, sesini keşfetmek ya da ağzına götürmek gibi duyusal deneyimler, bebeğin hem çevresini hem de kendi bedenini tanımasına yardımcı olan oyunlar oynar. Çocuk büyüdükçe ise oyunun anlamı ve biçimi de değişmeye başlar. Çocuğun, diğer çocukların oyunlarını izlediği izleyici oyun, aynı materyal ile diğerleriyle etkileşime girmeden oynanan paralel oyun gibi çocuk bir çok oyun sürecinden geçer.
Fakat 3.5-4 yaş ile beraber çocuk oyunun inanılmaz bir sürecine geçer: fantezi oyunları. Çocuğun hayal gücünü, sembolik düşünme becerisini ve sosyal dünyasını yansıtan bir alan haline gelir. Bir kutu araba olabilir, bir örtü ev olabilir, çocuk doktor olabilir ve oyuncak bebeğini tedavi edebilir. Çocuk, gerçek yaşamda gördüğü olayları oyun içerisinde yeniden canlandırarak hem dünyayı anlamlandırır hem de kendi deneyimlerini işler. Bu süreçte oyun, çocuğun yalnızca eğlendiği bir etkinlik olmaktan çıkar, sosyal ilişkileri öğrendiği, problem çözme becerilerini geliştirdiği ve duygularını deneyimlediği önemli bir gelişim alanına dönüşür.
Bu nedenle çocuğun oyunundaki değişimler, aslında onun gelişimindeki değişimlerin de bir yansımasıdır. Duyusal keşiften hayal gücüne, tek başına oyundan sosyal oyuna uzanan bu süreç, çocuğun dünyasının da giderek genişlediğini gösterir.
Çocuğun Değişen Dünyasında Ebeveynin Rolü
Bebeklikte ebeveyn daha çok koruyan, bakım veren ve ihtiyaçları karşılayan konumdadır. Çocuk büyüdükçe ise bu ihtiyaçların biçimi değişmeye başlar. Ebeveynin rolü giderek rehberlik eden, sınır koyan ve bağımsızlaşmaya alan açan bir hale gelir. Bu noktada ebeveynin çocuğun yapabildiği şeyleri onun yerine yapmak yerine, ihtiyaç duyduğunda destek olması önemlidir.
Örneğin: küçük bir çocuk giyinirken ebeveyn onun tüm kıyafetlerini kendisi giydirmek yerine, çocuğun kendi başına yapabileceği bölümlerde ona fırsat verebilir ya da iki tercih arasından biri seçme fırsatı sunarak kendi kararları olabileceğini öğretebilir. Böylece çocuk hem kendi becerilerini deneyimleme hem de "Ben yapabilirim." duygusunu geliştirme fırsatı bulur. Buradaki amaç çocuğu tamamen kendi haline bırakmak değil, güvenli sınırlar içinde bağımsızlaşmasına alan açmaktır. Çünkü çocuk büyüdükçe ebeveynin görevi onun yerine yapmak değil, kendi başına yapabilmesi için gerekli alanı oluşturmaktır.
Çocuğun yapabileceği pek çok şeyi sürekli onun yerine yapmak ise çocuğun problem çözme ve karar verme becerilerinin yeterince gelişmesini engelleyebilir. Karşısına bir problem çıktığında hemen ebeveyninin müdahalesine alışan çocuk, zamanla kendi başına çözüm üretebileceğine ilişkin kendine güvenini kaybedebilir. Bu durum bazı çocuklarda kaygının artmasına da zemin hazırlayabilir. Bu nedenle ebeveynin her problemi çocuk adına çözmesi yerine, gerektiğinde "Sence bunu nasıl yapabiliriz?", "Başka ne deneyebiliriz?" gibi sorularla çocuğun düşünmesine ve çözüm üretmesine fırsat vermesi önemlidir. Böylece ebeveyn, çocuğun hayatındaki yerini kaybetmeden onun kendi ayakları üzerinde durabilmesine eşlik eden bir rehbere dönüşür.
Kaynakça
Erikson, E. H. (1963). Childhood and Society (2nd ed.). W. W. Norton & Company.
Kapıcıoğlu, B. (2018, 26 Eylül). Psikososyal gelişim kuramı nedir, evreleri nelerdir? MentalUP. https://www.mentalup.net/blog/psikososyal-gelisim-kurami-nedir-evreleri-nelerdir
National Scientific Council on the Developing Child. (2004). Children's emotional development is built into the architecture of their brains (Working Paper No. 2). Center on the Developing Child at Harvard University. https://developingchild.harvard.edu/resources/working-paper/childrens-emotional-development-is-built-into-the-architecture-of-their-brains/
Bu yazıya yorumlar
yükleniyor…