Doğduğumuz coğrafyada bireysel anlamda sınırlarımızı anlayabilmek ve koruyabilmek çoğu zaman zor olabiliyor. Toplumumuzda sınır çizmek ve sınırlarımızı korumak her zaman çok da basit olmuyor. Tabii, bunu yapabilmek için önce kendimizi tanımamız ve sınırlarımızı keşfetmemiz de bu işin en önemli kısmı.

İnsan ilişkilerimizin içinde kendimizi anlamaya çalışıyoruz ve bu ilişkilerde hissettiğimiz duygular sınırlarımızı anlamamıza fırsat doğuruyor. Aynı zamanda etrafımızdakilerin sınırlarını anlamamızı sağlıyor. Bazen biz de bir başkasının sınırlarını aşabiliriz ve bunu fark edip buna göre bir tutum sergileriz. Bunları bu şekilde ifade etmek çok kolay, ancak günlük yaşamda etrafımızdakilere "hayır" diyebilmek veya sınırımızın aşıldığını ifade edebilmek ve bazen de sınırı aştığımızı kabul edebilmek pratik istiyor. Örneğin, sorulmadan tavsiye verilmesi, dış görünüş hakkında yorum yapılması, özel hayata müdahale edilmesi gibi durumlar insanın sınırlarını aşan şeyler olabilir. Bu tarz durumlar toplumumuzda normalleştirildiği için insanlar bunların sınır aşan, sağlıksız şeyler olduğunu fark etmeyebilir, rahatsız hissetseler de bunu ifade etmekten çekinebilir. Öyle ki, çoğu insan, sınırlarının aşılmasına rağmen, sınırlarının aşıldığı yerlerde, ilişkilerde ve durumlarda kalmaya devam edebilir. Bu durumda da gerçekten kendisi gibi davranamadığı, neyden rahatsız olduğunu dile getiremediği ve kendisini güvende hissetmediği durumlara maruz kalır. Bu sebeple günlük yaşamda sınırları koruyabilmek adına pratik yapmak iyice zorlaşabilir.

Sınır aşan şeylerin fark edilmemesinin en temel sebebi, kişilerin henüz kendilerini tam olarak keşfetmemiş olmalarıyla ilgili olabilir mi? Çekinmelerinin sebebi ise sahip oldukları şeyleri, ilişkileri ve durumları kaybetmekten korkmak olabilir mi? Şöyle düşünelim: Evimize misafir kabul etmek bizim kontrolümüzde olan bir şey ve bu misafirler ne zaman müsait olduğumuzu sormadan evimize zorla girmeye çalışsa muhtemelen rahatsız hissederiz ve sınırlarımızı korumak adına tepki gösterebiliriz. Ama konu yorum yapmak, tavsiye vermek veya özel hayatla ilgili yargılarda bulunmak gibi durumlar olduğunda insanlara karşı tepki vermek ve böylelikle sınırları korumak zor gelebiliyor. Hayır denildiğinde veya sınır çizildiğinde, bunu kişisel algılayan insanlar kırılganlaşabiliyor ve bu durumda sınır çizmek yerine karşıdakinin duygusunun sorumluluğunu alıp ona göre bir tepki vermek daha kolay gibi görünüyor. Ancak uzun vadede bunu yapmak insanın kendi sınırlarını aşması anlamına geliyor. Çünkü insan kendi duygusunu görmezden gelerek karşıdakine göre tutum sergilediğinde, kendi ihtiyacını gözetmeden önce diğerinin ihtiyacını karşılamaya çalışmış olur.

Bu durumda diğerlerinin de kolaylıkla bu sınırları aşmasına ortam hazırlanmış olur. Belki de en temelde insanın kendi sınırlarını nerelerde aşıyor olduğuna bakabilmesi, böylelikle kendi sınırlarını keşfedebilmek için çaba göstermesi önemlidir. Bu sayede insan kendisini ifade edebileceği ve sınırlarını koruyabileceği bir alana sahip olur. Bunu da duygulara kulak vererek, duyguların ne anlattığına bakarak ve kendini ifade etmeye yollar bulabilir. Sınırlar konusuna eğilmek insanın geçmişte nerelerde kendi sınırlarını aştığını, hangi zamanlarda ve nasıl diğerlerinin sınırlarını aştığını ve kendi sınırlarının nerelerde aşıldığını görmesine sebep olur. Bunları görebilmek ve kabul edebilmek tek seferde olacak bir şey değildir. Bu yüzden de insan kendini keşfederken, sınırlarını keşfederken ve tanımlarken kendisine nazik olursa, sınır çizebilme pratiğini yapması kolaylaşır. Sonuç olarak, insan ilişkileri üzerinden sınırlarımızı ve insanların sınırlarını anlayabildiğimiz gerçeğini unutmadan değerlendirmek önemlidir.