YORGUNLUK NEDİR?
Yorgunluk, bireyin günlük yaşamındaki aktiviteleri gerçekleştirirken kendisini bitkin, enerjisiz ve fiziksel ya da zihinsel açıdan yetersiz hissetmesi durumu olarak ifade edilebilir. Yorgunluk, fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki farklı açıdan ele alınabilir.
Fiziksel yorgunluk, uzun süreli bedensel aktiviteler veya fiziksel efor sonucunda ortaya çıkan, kaslarda güçsüzlük ve performansta azalma ile kendini gösterebilen bir durumdur. Zihinsel yorgunluk ise uzun süre dikkat, konsantrasyon ve bilişsel çaba gerektiren faaliyetlerin ardından ortaya çıkabilen bir yorgunluk türüdür.
Fiziksel yorgunluk daha çok bedensel performansı etkilerken zihinsel yorgunluk; dikkat, motivasyon ve bilişsel performans üzerinde etkili olabilir. Ancak bu iki yorgunluk türü birbirinden tamamen bağımsız değildir. Fiziksel ve zihinsel yorgunluk bir arada görülebilir ve birbirini etkileyebilir.
Elbette her yorgunluğun nedeni psikolojik değildir. Yetersiz uyku, yoğun günlük tempo veya bazı sağlık sorunları da kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesine neden olabilir. Ancak bazen yeterince uyuduğumuz, fiziksel olarak kendimizi fazla zorlamadığımız günlerde bile aynı bitkinliği yaşayabiliriz. Böyle zamanlarda yorgunluğu yalnızca kaç saat uyuduğumuzla ya da gün içerisinde ne kadar hareket ettiğimizle açıklamak mümkün olmayabilir. Zihinsel olarak yaşadığımız yoğunluk da bu deneyimin önemli bir parçası olabilir.
Peki, bedenimiz dinlenirken zihnimiz neden yorulmaya devam eder?
Yorgunluk denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak fiziksel yorgunluk gelir. Uzun süre ayakta kalmak, yürümek veya bedensel güç gerektiren işler yapmak fiziksel yorgunluğa neden olabilir. Ancak bazen bütün gün evde otursak bile kendimizi oldukça yorgun hissedebiliriz. Bunun nedenlerinden biri zihinsel yorgunluktur.
Fiziksel yorgunluk daha çok bedensel eforla ilişkiliyken zihinsel yorgunluk, uzun süre düşünmeyi, dikkat etmeyi ve odaklanmayı gerektiren faaliyetler sonucunda ortaya çıkabilir. Boksem ve Tops (2008), zihinsel yorgunluğun yalnızca bitkinlik hissiyle sınırlı olmadığını, kişinin yaptığı işe devam etme isteğini ve bilişsel performansını da etkileyebileceğini belirtmektedir.
Bu nedenle yorgunluğu yalnızca bedenin verdiği bir tepki olarak değerlendirmek yeterli değildir. Bazen fiziksel olarak dinleniyor olsak bile zihnimiz yoğun bir çaba göstermeye devam edebilir.
DİNLENMEK NEDEN HER ZAMAN YETERLİ DEĞİLDİR?
Bazen saatlerce dinlensek, sevdiğimiz bir filmi izlesek veya hiçbir şey yapmadan vakit geçirsek bile kendimizi hâlâ yorgun hissedebiliriz. Çünkü fiziksel olarak dinlenmek, zihinsel olarak da dinlendiğimiz anlamına gelmez.
Gün içerisinde yaşadığımız olayları tekrar tekrar düşünmek, tamamlamamız gereken sorumlulukları zihnimizde sürdürmek veya gelecek hakkında endişelenmek, dinlenmeye çalıştığımız zamanlarda bile bizi meşgul edebilir.
Psikolojide bu durumla ilişkili kavramlardan biri "psychological detachment", yani psikolojik olarak uzaklaşmadır. Sonnentag ve Fritz (2007), bu kavramı kişinin çalışma saatleri dışında işiyle ilgili düşüncelerden ve sorumluluklardan zihinsel olarak uzaklaşabilmesi çerçevesinde ele almıştır. Örneğin, bir öğrencinin ders çalışmayı bırakmasına rağmen sürekli sınavlarını düşünmesi ya da bir çalışanın eve döndükten sonra bile işte yaşadığı sorunlarla zihinsel olarak meşgul olması, bu durumu günlük yaşamda anlamamızı sağlayabilir.
Wendsche ve Lohmann-Haislah (2017) tarafından yapılan bir meta-analizde, işten psikolojik olarak uzaklaşabilmenin daha düşük yorgunluk ve tükenmişlik düzeyleriyle, daha iyi uyku ve psikolojik iyi oluşla ilişkili olduğu görülmüştür.
Bu bulgular, dinlenmenin yalnızca bedensel aktiviteleri durdurmakla sınırlı olmadığını, zihinsel olarak da günlük sorumluluklardan uzaklaşabilmenin toparlanma sürecinde önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
ZİHNİMİZ NEDEN SÜREKLİ MEŞGUL?
Gün içinde yaşadığımız bazı olaylar, üzerinden saatler geçmesine rağmen aklımızdan çıkmayabilir. Bazen yaptığımız bir konuşmayı tekrar tekrar düşünür, bazen de henüz gerçekleşmemiş olaylar hakkında endişeleniriz. Özellikle yoğun ve stresli dönemlerde zihnimizi bu düşüncelerden uzaklaştırmak daha da zorlaşabilir.
Psikolojide bu durumla ilişkili kavramlardan biri ruminasyondur. Ruminasyon, kişinin özellikle olumsuz yaşantıları veya duyguları üzerinde tekrarlayıcı biçimde düşünmesiyle ilişkilidir. Örneğin, gün içerisinde yaşadığımız küçük bir tartışmayı akşam olduğunda bile zihnimizde canlandırabilir, neyi farklı söyleyebileceğimizi düşünerek aynı olaya tekrar tekrar dönebiliriz. Olay çoktan bitmiş olsa da zihnimizdeki etkisi devam edebilir.
Brosschot, Gerin ve Thayer (2006), endişe ve ruminasyon gibi tekrarlayan düşüncelerin, stresli bir olay sona erdikten sonra bile stresle ilişkili bedensel tepkilerin devam etmesine katkıda bulunabileceğini belirtmektedir. Bu durum, zihnimizin yalnızca yaşadığımız olaylardan değil, o olayları düşünmeye devam etmemizden de etkilenebileceğini gösterir.
Bence burada dikkat çekici olan şey, bazen bizi yoranın yalnızca gün içerisinde yaptıklarımız olmamasıdır. Gün bitse, sorumluluklarımızı tamamlasak bile zihnimizde sürdürdüğümüz düşünceler dinlenmemizi zorlaştırabilir. Bu yüzden zaman zaman kendimizi neden bu kadar yorgun hissettiğimizi anlamak için yalnızca fiziksel olarak ne yaptığımıza değil, zihnimizi nelerin meşgul ettiğine de bakmamız gerekir.
GERÇEK DİNLENME NASIL GERÇEKLEŞİR?
Peki, gerçekten dinlenebilmek için ne yapmalıyız? Aslında dinlenmek yalnızca uyumak veya hiçbir şey yapmadan zaman geçirmekten ibaret değildir.
Sonnentag ve Fritz (2007), psikolojik toparlanmayı dört farklı deneyim üzerinden ele almıştır: kişinin işinden zihinsel olarak uzaklaşabilmesi, rahatlaması, yeni beceriler kazanabileceği etkinliklerle ilgilenmesi ve boş zamanını nasıl değerlendireceğine kendisinin karar verebilmesi. Bu açıdan bakıldığında dinlenmek, yalnızca günlük sorumluluklara ara vermek değil, kendimize ait zamanın nasıl geçtiğiyle de ilgilidir.
Sonnentag ve arkadaşlarının (2008) araştırması da iş dışındaki zamanlarda yaşanan toparlanma deneyimlerinin ertesi sabahki duygusal durumla ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle rahatlama, yeni becerilerle ilgilenme ve işten zihinsel olarak uzaklaşabilme, farklı olumlu sonuçlarla ilişkilendirilmiştir.
Bu nedenle yürüyüş yapmak, sevdiğimiz bir hobiyle ilgilenmek veya bir süreliğine günlük sorumluluklarımızdan uzaklaşmak, zihinsel toparlanmamıza yardımcı olabilir.
Bence bazen kendimize biraz zaman ayırmayı ve her şeye yetişmek zorunda olmadığımızı hatırlamayı unutuyoruz. Sürekli bir şeyleri düşünürken, planlarken ya da kafamıza takarken aslında ne kadar yorulduğumuzun farkına bile varmıyoruz. Oysa bazen hiçbir şey yapmadan, hiçbir şeyi düşünmek zorunda hissetmeden kendimizle baş başa kalmaya da ihtiyacımız var. Belki de gerçek dinlenme, tam olarak burada başlıyor.
KAYNAKÇA
Boksem, M. A. S., & Tops, M. (2008). Mental fatigue: Costs and benefits. *Brain Research Reviews, 59*(1), 125–139. https://doi.org/10.1016/j.brainresrev.2008.07.001
Brosschot, J. F., Gerin, W., & Thayer, J. F. (2006). The perseverative cognition hypothesis: A review of worry, prolonged stress-related physiological activation, and health. *Journal of Psychosomatic Research, 60*(2), 113–124. https://doi.org/10.1016/j.jpsychores.2005.06.074
Sonnentag, S., Binnewies, C., & Mojza, E. J. (2008). "Did you have a nice evening?" A day-level study on recovery experiences, sleep, and affect. *Journal of Applied Psychology, 93*(3), 674–684. https://doi.org/10.1037/0021-9010.93.3.674
Sonnentag, S., & Fritz, C. (2007). The recovery experience questionnaire: Development and validation of a measure for assessing recuperation and unwinding from work. *Journal of Occupational Health Psychology, 12*(3), 204–221. https://doi.org/10.1037/1076-8998.12.3.204
Wendsche, J., & Lohmann-Haislah, A. (2017). A meta-analysis on antecedents and outcomes of detachment from work. *Frontiers in Psychology, 7*, Article 2072. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2016.02072

Bu yazıya yorumlar
yükleniyor…