DEHB: Bir Bozukluk mu, Yoksa Yaşanmamış Acının Dili mi?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu” adı, tıbbın bu duruma nasıl baktığını ele verir: bir eksiklik, bir bozukluk, düzeltilmesi gereken bir arıza. Oysa bu insanlarda gerçekten eksik olan dikkat değildir. Tam tersine, onlar bazen aşırı dikkatlidirler — yalnızca ne zaman ve nereye dikkat edeceklerini seçemezler.

M
müge ertürk berber
20 Apr 2026
2 görüntülenme
7 dk okuma
Guncelleme: 06 May 2026
DEHB:  Bir Bozukluk mu, Yoksa Yaşanmamış Acının Dili mi?

Gabor Maté'nin gözünden dikkat eksikliği ve hiperaktivite beynin hastalığı değil, ruhun hayatta kalma stratejisi “dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu” adı, tıbbın bu duruma nasıl baktığını ele verir: bir eksiklik, bir bozukluk, düzeltilmesi gereken bir arıza. Oysa bu insanlarda gerçekten eksik olan dikkat değildir. Tam tersine, onlar bazen aşırı dikkatlidirler, yalnızca ne zaman ve nereye dikkat edeceklerini seçemezler.

Kanadalı hekim ve yazar Gabor Maté, DEHB alanında onlarca yıl süren klinik deneyimini ve kendi otobiyografik gözlemlerini bir araya getirerek köklü bir soru sorar:

“Bu çocuklarda ya da yetişkinlerde gerçekten yanlış olan ne? Beyinleri mi, yoksa onları büyüten dünya mı?”

Bu soru, modern psikiyatrinin rahat etmediği bir yerdir ama Maté, rahatsızlıktan korkarak geri çekilmez.

“DEHB bir beyin bozukluğu değil; erken çocuklukta yaşanan kronik stresin, duygusal ihmalin ve güvensizliğin sinir sistemi üzerindeki izinin adıdır.”

Gabor Maté, Dağınık Zihinler

BMaté'ye göre DEHB'nin kökü, nörobilimin şimdi net biçimde ortaya koyduğu bir gerçekte yatar: İnsan beyni doğumda henüz tamamlanmamıştır. Prefrontal korteks -dürtü kontrolünden duygu düzenlemeye, dikkatten karar vermeye dek pek çok işlevi yönlendiren bölge- yirmi beş yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu gelişim büyük ölçüde bağlanma ilişkilerine, yani bebeğin ebeveynleriyle kurduğu duygusal bağın kalitesine bağlıdır. Eğer erken yaşlarda çocuk kronik stres, tutarsız bakım, duygusal yokluk ya da travmayla karşılaşırsa beyin hayatta kalmaya odaklı bir yapıya doğru şekillenir. Dikkatini dar ve anlık tehditlere kilitlemek, dürtüsel tepkiler vermek, uzun vadeli planlamada güçlük çekmek... Bunlar arızalar değil, tehlikeli bir ortama verilmiş biyolojik yanıtlardır.

Beyin, çevresine uyum sağlıyor ama bu uyum, modern okulun ve iş yaşamının gerektirdiği “otururak, odaklanarak, bekleyerek” dünyayla çatışıyor. Kendi Hikayesi: Bir Doktor ve Kendisi Maté'nin yaklaşımını yalnızca kuramsal olmaktan çıkaran şey, kendi deneyimidir. Yetmişli yaşlarında resmen DEHB tanısı almış olan Maté, bu durumu soğuk bir mesafeden değil, içeriden anlatır.

Budapeşte'de Yahudi bir aile içinde, İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği travma ve tehlike atmosferinde doğmuştur. Annesi, Nazilerin işgali sırasında hayatta kalmak için duygusal olarak kapanmak zorunda kalmıştır, bu da bebeğin duygu düzenlemesi sisteminin güvenli bir bağ içinde şekillenmesi imkânını ortadan kaldırmıştır. Maté bunu suçlamak için değil, anlamak için anlatır. Annesi kötü bir anne değildi; varoluşsal bir tehdidin içinde kendi acısını taşıyordu. Ama beyin, koşulları anlamaz; yalnızca deneyimi kaydeder. İşte bu nesilden nesile akan yara  -çözümlenmemiş travmanın biyolojik aktarımı- Maté'nin bütün eserlerinin temel eksenini oluşturur.

“Annem beni seviyordu. Ama sevgi yetmez. Çocuğun hissetmesi gereken şey, sevildiğini hissetmektir ve bu her zaman aynı şey değildir.”

Gabor Maté Dopamin ve Anlam Açlığı 

DEHB'nin nörobilimsel alt yapısında dopamin sistemi kilit bir rol oynar. Ama Maté burada da farklı bir soru sorar: Dopamin neden düşmektedir? Genetik yatkınlık tek başına yeterli bir yanıt değildir. Erken dönemde stres altında büyüyen bir çocuğun dopaminerjik sistemi farklı biçimde kalibre olur çünkü beyin, ödülü yakın ve somut tutmayı öğrenmiştir. Belirsiz, uzak gelecekteki ödüllere güvenmemektedir. Bu yüzden DEHB'li bir çocuk ya da yetişkin, gerçek anlamıyla ilgisini çeken bir şeyle karşılaştığında saatlerce odaklanabilir. Buna “hiperfoküs” denir. Bu, dikkat sorunu değil; motivasyon ve anlam sorunudur. Yaptığı şeyin neden önemli olduğunu hissedemediği yerde beyin bağlantıyı keser. Bu zihinler kırık değil; tam tersine, anlamın yokluğundan rahatsız olanlar, var oluşlu olanlar.

İlaç Sorusu

Maté, dikkat dağınıklı için kullanılan uyarıcı ilaçlara karşı değildir, kimi durumlarda semptomları geçici olarak yönetmede işe yaradığını kabul eder. Ama şunu da açıkça söyler: İlaç, altta yatan acıyı tedavi etmez. Bir yangın alarmını susturmak, yangını söndürmez. Eğer DEHB'nin kökü çözümlenmemiş travma ve bağlanma sorunlarıysa gerçek çalışma orada yapılmalıdır.

Bu yaklaşım, sisteme ağır bir eleştiri de getirir: Modern psikiyatri, insan acısını biyokimyasal etiketlere indirgiyor ve bu sayede ilaç endüstrisinin işini kolaylaştırıyor. Oysa bir insanı gerçekten anlamak için onun hayatına, ilişkilerine, bedeninde taşıdığı tarihe bakmak gerekir. Tanı, bir son nokta değil; bir başlangıç noktası olmalıdır.

Şefkat, Yargı Değil

Maté'nin bu yaklaşımının belki de en dönüştürücü yanı, suçlamayı ortadan kaldırmasıdır. DEHB'li çocuklar tembel değildir, dağınık değildir, “iradesi zayıf” değildir. Ebeveynler de suçlu değildir, onlar da kendi taşıdıkları yüklerle mücadele eden insanlardır. Sistem -yani bizi insan ilişkilerinden koparıp verimliliğe kilitleyen modern yaşam yapısı- sorunun büyük parçasıdır. Güvenli ilişkiler, anlam dolu meşguliyet, bedenin duyulması ve tanınması; bunlar lüks değil, sinir sisteminin gerçek anlamıyla düzenlenmesi için zorunlu koşullardır. Ve bu, bireysel bir proje değil; toplumsal bir yüzleşmedir.

“Soruyu değiştirin. 'Bu çocukla ne yanlış?' değil, 'Bu çocuğa ne oldu?' diye sorun.” — Gabor Maté

DEHB'ye Gabor Maté'nin gözüyle bakmak, bir tanıyı silmek değil; onu daha derin bir insanlıkla okumak demektir. Bu zihinler kırık değil; acı çekmiş, ama aynı zamanda hayatta kalmayı öğrenmiş zihinlerdir. Ve çoğu zaman, dünyayı herkesin göremeyeceği bir hassasiyetle görürler.

Bu makale Gabor Maté'nin Dağınık Zihinler (Scattered Minds, 1999) ve Bedeniniz Hayır Diyorsa (When the Body Says No, 2003) adlı eserlerindeki perspektifler esas alınarak hazırlanmıştır. Herhangi bir tanı ya da tedavi önerisi niteliği taşımaz.

müge ertürk berber

müge ertürk berber

1984 yılında Ankara’da doğan Müge Ertürk Berber, ilkokulu Ankara’da, ortaokul ve liseyi İzmir’de bitirdi. Öğrencilik yıllarından beri felsefe ve psikolojiye ilgi duyan Berber, lisans eğitimini Maltepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladı. Lisans eğitimi devam ederken çeşitli anaokullarında, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve GATA Hastanesi’nde uzun dönem staj yaparak deneyim kazandı. Daha sonra aynı üniversitede psikoloji yüksek lisansını tamamladı.2011’de pedagojik formasyon aldı. Meslek yaşamına özel eğitim alanında başladı, hiperaktivite, down sendromu ve otizm üzerine çalıştı. Daha sonra farklı özel okullarda anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise düzeylerinde çalışmalarına devam etti. Farklı kademelerde takım liderliği ve PDR koordinatörlüğü yaptı. Çocuk ve ergenlere uygulanan test eğitimleri verdi. Hakan Türkçapar’dan bilişsel davranışçı terapi eğitimi, Nevin Dölek’ten kısa süreli çözüm odaklı terapi eğitimi, Dr. Byron ve Caron Nortan’dan deneyimsel oyun terapisi eğitimleri, bağımlılık düzey1 eğitimi ve Sedef Baban’dan ICF onaylı NLP eğitimleri (NLP for Teachers ve NLP Practitioner) aldı. 2008 yılından beri birçok alanda seminer ve eğitimlere katıldı. Özel bir şirkette kurum psikoloğu olarak çalışan Berber, insan kaynakları alanında işe alım ve eğitim süreçleri konusunda eğitimler verdi. Aynı zamanda alanda çalışan uzmanlara yönelik uzun yıllar test eğitimleri ve terapi eğitimleri düzenledi. 20 Temmuz 2022 tarihinden beri Mektebim Koleji Genel Müdürlüğü bünyesinde tüm kademeler PDR Koordinatörü olarak görevini sürdürmektedir.

Profili Görüntüle

Yorumlar

Yorum yapmak icin giris yapmaniz gerekiyor.

Giris Yap
Yorumlar yukleniyor...

İlgili İçerikler

En Çok Okunanlar

Kategorileri Keşfet