Performans Kaygısı: Yetersizlik mi, Aşırı Beklenti mi?

Performans kaygısı, potansiyelin eksikliğinden değil; beklenti baskısı altında odağın kaybolmasından kaynaklanır. Kaygı doğru yönetilmediğinde performansı zorlaştırır; sürece odaklanmak kapasiteye yeniden erişmeyi sağlar.

B
Beyza Virdil
17 Jan 2026
70 görüntülenme
2 dk okuma
Performans Kaygısı: Yetersizlik mi, Aşırı Beklenti mi?

Performans gerektiren anlarda yaşanan kaygı çoğu zaman yetersizlikle açıklanır. Oysa performans kaygısı yaşayan bireylerin büyük bir kısmı, gerekli bilgiye ve beceriye sahiptir. Sorun, potansiyelin eksikliği değil; o potansiyelin ortaya çıkması gereken anda zihnin aşırı yüklenmesidir.

Performans anı yaklaştıkça zihin, dikkati mevcut ana vermek yerine olası sonuçlara yöneltir. “Ya yapamazsam?” düşüncesi, kişiyi şimdiki andan koparır. Bu noktada beden alarm durumuna geçer; dikkat daralır, kaslar gerilir ve kişi bildiğini yapamaz hâle gelir. Bu durum sıklıkla donakalma hissiyle deneyimlenir.

Performans kaygısı, performansın düşmanı değildir. Aksine, kişinin yaptığı işe değer verdiğini gösteren bir sinyaldir. Ancak bu sinyal doğru yönetilmediğinde, performansı desteklemek yerine onu kilitleyebilir.

Kaygının yükseldiği anlarda asıl sorun, duygunun varlığı değil; dikkatin dağılmasıdır. Bu süreçte beklenti yükü belirleyici bir rol oynar. Kişi performansı bir deneyim alanı olmaktan çıkarıp kendini kanıtlama alanına dönüştürdüğünde, hata yapma ihtimali tehdit olarak algılanır. Tehdit algısı arttıkça performans düşer ve kaygı döngüsü güçlenir.

Sağlıklı performans, zihnin kontrol etmeye çalışmasından değil, sürece eşlik etmesinden doğar. Sonuca odaklanan zihin gelecekte yaşar; sürece odaklanan zihin ise mevcut ana yerleşir. Performans kaygısıyla başa çıkmak, onu tamamen ortadan kaldırmak değil; onunla birlikte hareket edebilmeyi öğrenmektir. Çünkü potansiyel kaybolmaz, yalnızca baskı altında erişilemez hâle gelir.

Beyza Virdil

Beyza Virdil

Psikoloji lisans eğitimim süresince ve sonrasında aldığım uygulamaya yönelik eğitimlerle, bireyin ruhsal dünyasını yalnızca yaşadığı sorunlar üzerinden değil, sahip olduğu potansiyel üzerinden de ele alan bir bakış açısı geliştirdim. Psikolojiyi, insanın kendisini daha iyi tanımasına, sınırlarını fark etmesine ve kapasitesini sürdürülebilir şekilde kullanmasına alan açan bir disiplin olarak görüyorum. Yaklaşımımın temelinde, bilimsel temelli bilgiyi sade, anlaşılır ve yargıdan uzak bir dille ele almak yer alır. Bilişsel davranışçı terapi çerçevesi başta olmak üzere; duygu, düşünce ve davranış arasındaki ilişkiyi merkeze alan bir anlayışla çalışırım. Bireylerin yalnızca “neden zorlandıklarını” değil, aynı zamanda “nasıl daha işlevsel ve dengeli bir yaşam kurabileceklerini” keşfetmelerini önemsiyorum. Felsefem, psikolojik süreçlerin yalnızca patoloji odaklı değil; gelişim, güçlenme ve performans boyutuyla da ele alınması gerektiği yönündedir. Dikkat, odaklanma, kaygı, motivasyon ve duygu düzenleme gibi alanların hem günlük yaşamda hem de performans gerektiren durumlarda belirleyici olduğuna inanıyorum. Bu nedenle psikoloji bilgisini terapi odasıyla sınırlamadan, yazı ve içerik üretimi yoluyla daha geniş kitlelere ulaştırmayı değerli buluyorum.

Profili Görüntüle

Yorumlar

Yorum yapmak icin giris yapmaniz gerekiyor.

Giris Yap
Yorumlar yukleniyor...

İlgili İçerikler

En Çok Okunanlar

Kategorileri Keşfet