Performans gerektiren anlarda yaşanan kaygı çoğu zaman yetersizlikle açıklanır. Oysa performans kaygısı yaşayan bireylerin büyük bir kısmı, gerekli bilgiye ve beceriye sahiptir. Sorun, potansiyelin eksikliği değil; o potansiyelin ortaya çıkması gereken anda zihnin aşırı yüklenmesidir.
Performans anı yaklaştıkça zihin, dikkati mevcut ana vermek yerine olası sonuçlara yöneltir. “Ya yapamazsam?” düşüncesi, kişiyi şimdiki andan koparır. Bu noktada beden alarm durumuna geçer; dikkat daralır, kaslar gerilir ve kişi bildiğini yapamaz hâle gelir. Bu durum sıklıkla donakalma hissiyle deneyimlenir.
Performans kaygısı, performansın düşmanı değildir. Aksine, kişinin yaptığı işe değer verdiğini gösteren bir sinyaldir. Ancak bu sinyal doğru yönetilmediğinde, performansı desteklemek yerine onu kilitleyebilir.
Kaygının yükseldiği anlarda asıl sorun, duygunun varlığı değil; dikkatin dağılmasıdır. Bu süreçte beklenti yükü belirleyici bir rol oynar. Kişi performansı bir deneyim alanı olmaktan çıkarıp kendini kanıtlama alanına dönüştürdüğünde, hata yapma ihtimali tehdit olarak algılanır. Tehdit algısı arttıkça performans düşer ve kaygı döngüsü güçlenir.
Sağlıklı performans, zihnin kontrol etmeye çalışmasından değil, sürece eşlik etmesinden doğar. Sonuca odaklanan zihin gelecekte yaşar; sürece odaklanan zihin ise mevcut ana yerleşir. Performans kaygısıyla başa çıkmak, onu tamamen ortadan kaldırmak değil; onunla birlikte hareket edebilmeyi öğrenmektir. Çünkü potansiyel kaybolmaz, yalnızca baskı altında erişilemez hâle gelir.